On Bir Ayın Sultanı: Ramazan Davulcuları
Ramazan davulla gelip davul ile gittiği için cümbüş ediyor diyenlere hak vermek lazımdır. Çünkü davul, haddi zatında bir cümbüş ve zafer sembolüdür.
Galiba biz davulu, sesi uzaktan iyi geldiği için değil de, davul zurnasız düğün olmadığı için severdik.
Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Sultan Osman’a zafer nişanesi olarak Selçuk hükümdarının verdiği hediyeler içinde davul da vardı ve sesi iyi çıktığı, yahut etrafa aşk ve şevk saçtığı için olacak, her ikindi zamanı çaldırıp kendisi de ayakta merasim bitinceye kadar beklerdi.
Ama ramazan davulunun bambaşka, apayrı bir havası vardı. Top ki, boşlukları inim inim inletir, tiryakiler dahil, çoluk çocuk sıcak yataklarında top sesine aldırmazlar da davul sesine ayaklanırlardı. Çünkü davul sahurun, sahur da ramazanın sembolü olmuştu.
Ramazan davulu ile davulcusu da aynı zamanda akla gelirdi, mahalleliler, kendi mahallelerinin davulu kadar davulcusu ile de övünürler, bu yüzden münakaşalar, kavgalar bile olurdu:
— Nerede sizin davulcu, nerede bizim Recep Ağa… Bir vurdu mu, evlerimiz zangır zangır titriyor.
Davulcu, ramazan başlangıcında en güç iltimas kabul eden kahramandı.
— Aman davulcu, bizim evin önünde ışık yanıncaya kadar vur… diyebilmek, her babayiğidin harcı değildi, çünkü bunun otuz gün sonrası bayramdı. Hatta çoğu davulcu haftası geldi mi:
Besmeleyle çıktım yola,
Selam verdim sağa sola.
A benim devletli beyim,
Vakti şerifler hayrola…
diye ilk ihtarı yapardı. Bu ihtardan gönlünü hoş edecek cevap alamadı mı, öbür gün mahalle çalkalanırdı:
— Duydunuz mu, dünkü sahurda seninkilerin evi cenaze çıkmış gibi idi. Çünkü davulcu, ıskâ geçerdi.
Bekçinin kapıya geldi,
Cümlemize selam verdi.
Darılmayın iki gözüm,
Bahşiş almaya geldi.
Bu, her evin önünde söylenen manilerden biriydi.
Bu aya sultan ay derler,
Kaymak ile baldan yerler.
Evvelden adet kılmış,
Bekçiye bahşiş verirler…
Manisi de: «Ne verirsen kabulümdür» demekti… Çünkü adet yerini bulacaktı. Otuz gece, hele kış ayları, herkes sıcak yatağında iken bütün mahalleyi karış karış dolaşan bekçiye bahşiş vermemek, düşünülemeyecek şeydi.
Davulcunun bahşiş toplama günü önünde coştuğu evler olurdu. Bilirdi ki, buradan dişe dokunur bahşiş alacak.
Duvardan kedi atladı,
Bekçinin ödü patladı.
Merak etme bekçi baba,
Efendi kesesin yokladı.
Dan, dan da, dan dan…
Bundan sonraki manilerde kafiye, vezin aramayın… Çünkü davulcubaşı heyecan içindedir:
Pencereler açıldı,
Çil paralar saçıldı.
Bahşişin aldım bergüzar,
A beyim öyleme inkâr.
Veren elleri dert görmesin,
Hak bereket versin Yezdan…
Bu, duayı andıran methiyeden sonra uzaklaşan davul sesinden bahis vermenin duyacağı gurur, hiç bir şeyle mukayese edilemezdi.
Davul, öyle bir sihirli kuvvetti ki, onu duyup sahura kalkmamak, âdeta dinin esaslarına isyan etmekti.
Bektaşiye:
— Ne o erenler, oruç tutmuyorsun, ama sahurları da kaçırmıyorsun? dedikleri zaman:
— Onu davulcuya sorun… O kaldırıyor, beni… cevabını verdiği gibi, oruç tutmadığı halde sahur yemeğinin sebebini de şöyle izah etmiştir:
— Farz edemiyoruz, bari sünnetini eda edelim…
İzmirliler vilayete müracaat ederek ramazan davulu istemişler. Bizce davulun hasreti ve eski ramazanların sesi ve hatırası, davul devrini yaşayanların müddetince devam edecek, sonra da böyle, ramazan yazılarının mevzuu olarak kalacaktır.
Devirlerin ve zevklerin asıl değiştiğine bu koca göbekli sevimli davul kadar canlı misal olamaz.
Dün bu derece sevilen davul tekrar gümbürdemeye başlasa, ağır hücumlara uğramayacağını kimse iddia edemez.
Söz arasında, son yıllarında davul da, davulcu da çok modern olmaya başlamışlardı. Eski maniler unutulmuş, yenileri çıkmıştı. Mesela şunları söylüyorlardı:
Erkeklerimiz adam oldu,
Hanımlarımız madam oldu,
Kaç senedir kurduğumuz,
Ne bir çatı, ne dam oldu.
Bazıları dudak boyar,
Bakanların gözü doyar,
Vali beyim işitmesin,
Onlara da vergi koyar…
Bunlar, 1342 yılında söylenen manilerdir.
Baklava’nın tadı var mı?
Sarı kızın adı var mı?
Şu ayakta hak yemeyen,
Mahkemede kadı var mı?
Anlıyorsunuz ya, davulcular, davulculuktan çıkıp münekkit, heccav olmuşlardı…
Hayır sevgili davul hasretlileri, onun hasretini tatlı bir hatıra olarak muhafaza edelim, varsın eski ramazanların koynunda mışıl mışıl uyusun…











